Okumanın ve okutmanın ustası

Cemal Süreya’nın kendisini layık gördüğü ‘lord’ unvanından ‘kültür sanatın cumhurbaşkanı’na onlarca sıfat sayabiliriz Doğan Hızlan için. Yıllardır çalıştığı Hürriyet’tek

i günlük kültür-sanat yazılarından haftalık/aylık dergilerdeki ‘oylumlu’ makalelere okuruna ‘hata yaptırmayan’ bir kılavuz o. 80’inci yaşını kutladığı şu günlerde art arda çıkan dört kitabı vesilesiyle ‘Doğan Hızlan dili ve edebiyatı’na buyurun…

Sadece yaş haddinden değil, gerek bu vakte kadar yaptıklarıyla gerekse bugün yapmaya devam

ettikleriyle, kaleme aldığı yazıları ve kitaplaşmış verimleriyle Türk edebiyatının ‘yaşayan’ en önemli eleştirmenlerinden, hatta başı çeken ismi Doğan Hızlan.
Ne yalan söyleyeyim, hakkında bir şey söylenebilecek ‘şahsen’ en zor olan isimlerin başında geliyor. Öyle ya onun için Cemal Süreya’dan Füsun Akatlı’ya, Memet Seyda’dan Yaşar Kemal’e kimler neler söylemiş. Cemal Süreya’nın ‘99 Yüz’de kendisini layık gördüğü ‘lord’ unvanı o günden bugüne merkez valisinden barona, Rönesans adamından kültür-sanatın cumhurbaşkanlığına kadar ilerlemiş. Haliyle tekrarın tekrarına düşmemek için, Doğan Hızlan’ın art arda üç farklı yayınevinden yayımlanan yeni dört kitabından söz etmeden önce, Cemal Süreya’nın cümlelerine sığınmakta fayda var.
“Ne olursa olsun, Doğan Hızlan sadece kendi kuşağını değil, bütün bir edebiyat sanat patrimuanını savunmak, ileri sürmek, göz önüne sermek işlevini cesaretle üstlendi. Böyle geniş bakış ve devinim alanı da ona demokrat bir yapı kazandırdı.
Edebiyatımızın hem anası, hem babası oldu. (…) Editör ve eleştirmen olarak hiçbir zaman büyük yanlışa düşmez. (…) Ud çalar. Klasik Türk müziğinin ustasıdır. Ama Klasik Batı müziği hastasıdır da. Bu onun eleştirmen olarak en iyi açıklayıcısıdır. Sadece kuşaklararası değil, sanatlararası dost.”
Muhakkak daha evvel bir şa

ir, yazar dostu, bir edebiyat ustası onun için bu ifadeyi kullanmıştır ama tekrar etmekte bir beis yok; okuruna ‘hata yaptırmayan’ bir kılavuzdur Doğan Hızlan. Yıllardır Hürriyet gazetesinde kaleme aldığı günlük kültür-sanat yazılarında da, haftalık kitap yazılarında da, kimi zaman dergilerde veya özel yayınlarda kaleme ald

ığı ‘oylumlu’ yazılarında da…

Gündemi kültür – sanat
Günlük köşesinde, nadiren de olsa, okuruna tek bir sitemde bulunur Doğan Hızlan. Kimi zaman okurların kendisine gönderdiği e-postalarda veya bir kitabevinde, kırtasiyecide okurlarıyla karşılaştıklarında “Memlekette bunca şey oluyor, siz hâlâ edebiyattan, müzikten, resimden söz ediyorsunuz” dediklerini belirtir ve bunun izahını, tam da böyle zamanlarda, birilerinin inadına kültür – sanattan bahsetmesi gerektiğini belirterek yapar Hızlan. Gündemin geçiciliği ve sürekli değişken hali kadar vasatın yaygınlığı içinde, ısrarla nitelikli olandan söz eder.
Eksik Parça Yayınları tarafından yayımlanan ‘Yaşamdan İzler’ ve ‘Edebiyat Hayatın Neresinde’, Hızlan’ın 2010-2016 yılları arasında kaleme aldığı yazılardan bilhassa ‘edebiyat’ odaklı seçkiyi ortaya koyuyor. ‘Yazının Seyir Defteri I-II’ altbaşlığıyla yayımlanan kitaplarında Doğan Hızlan, tam da Cemal Süreya’nın dediği gibi edebiyatın hem annesi hem babası gibi davranır. Hiçbir türü, edebiyat olayını diğerinden üstün veya düşük görmeden, herkesin hakkını teslim ederek kaleme alıyor yazılar

ını Hızlan. Bu yazıların daha sonra bir anımsatma metni, bir çağrışım başlangıcı, hatta gelecek günlerde değerlendirecekler için birer ‘belge’ olacağının bilinciyle yaklaşıyor.

Kendisiyle yapılan, en ‘farklı soruları’ sorma iddiasındaki söyleşilerde bile muhakkak dile getirilen ve tekrar tekrar dillendirilen ‘sadece sevdiği, beğendiği kitabı/yazarı/müzisyeni yazma’ meselesinde aslında ne kadar ‘haklı’ bir tutum içinde olduğunu ortaya koyan yazılar bunlar. Gözden kaçmamalı, Hızlan, ‘beğendiğini’ yazarken ‘garantici’ davranmaz. İyi olanın gönendirilmesi gerektiğine olan inancından yapar bunu. Eleştiri ve eleştirmenin başat işlevinin sanatçı ve okur/izleyici/dinleyici arasında bağ kurmak olduğunu her fırsatta dile getiren Hızlan, çok zaman iyi niyetli ‘tezgâhtar’ gibidir. Kalabalık rafta kaybolmaması için, iyi olanları işaret eder. Yılmadan. Üstelik 60 yıldan fazladır süregelen ‘edebiyatçı’ kimliğiyle…

admin Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir